|
İLİN TARİHİ OLUŞUMU
İlin Adı :
Kırıkkale'nin adının, şehrin 3 km. Kuzeyindeki Kırıkköyü ile
kendin merkezindeki Kaletepe'nin kısaltılarak birleştirilmesinden ortaya
çıktığı söylenir. Bu ismin halk tarafından9 yakıştırıldığı kanaatı yaygın
olmakla beraber bölgenin ismi Osmanlı arşiv belgelerinde, şimdiki haliyle Kırıkkal'a biçiminde geçmektedir.
XVI. ve XVII. Yüzyıllarda, doğudan gelen çeşitli Türk aşiret ve
cemaatlerinin Anadolu'da - bilhassa Orta Anadolu'da- iskan edildikleri
bilinmektedir. Bunlardan "Oğuz, Oğuzhan" adı verilen büyük bir
oymağın Ankara yakınlarında, o zamanki söyleyişiyle "Kırıkkal'a "
ya yerleştirildikleri belgelerde ifade edilmektedir.
Yörükan taifesinden olduğu zikredilen Oğuz Oymağı, Anadolu'yu
Türkleştirerek ve İslamlaştırarak, Türk vatanı haline getiren, aynı zamanda
"Türkmen adıyla da bilinen büyük bir aşirettir. Bu durumda bölgenin adının en
az 400 yıllık bir tarihe sahip olduğunu kabul etmek gerekir.
a.Türklerden
Önce :
Yörenin çok eski bir tarihi geçmişi mevcuttur. Bugün
Kırıkkale il sınırları içinde kalan bazı tarihi kalıntılar, ören yerleri ve
höyüklerin varlığı ile bazı araştırma ve incelemelerde M.Ö. yıllara ait
arkeolojik buluntulara rastlanması, Kırıkkale'nin coğrafi alanının ne kadar
eski bir yerleşim sahası olduğunu gösterir.
KIRIKKALE’NİN
ESKİÇAĞ TARİHİ
Kırıkkale ili ve çevresinin eskiçağ tarihini aydınlatacak
bir arkeolojik kazı henüz yapılmamıştır. Ancak bölgenin tarihi coğrafyasına
ışık tutacak bazı bilimsel çabalar da yok değildir. Kırşehir Kaman
Kalehöyükte arkeolojik kazılar yapmakta olan Japon bilim heyetinin ilimiz
sınırları içerisinde kalan alanda yapmış olduğu yüzey araştırmaları dikkate
değer bulgular ortaya koymuştur.
KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN KALKOLİTİK
ÇAĞI
Japonların 1990-91 yılları arasında Kırıkkale il
merkezi ve ona bağlı ilçe ve köyleri kapsayan yüzey araştırmalarında toplam
21 höyük ve düz iskan saptanmıştır. Bu merkezlerden toplanan seramik
örneklerinin değerlendirilmesi sonucu bölgenin Kızılırmak kavsi dışında kalan
alanda Neolitik Çağ ve sonrası, Kızılırmak kavsi içinde kalan alanda ise bu
dönemi takip eden Kalkolitik Çağı, Eski Tunç Çağı, Assur Ticaret Kolonileri
Çağı Hitit İmparatorluk Çağı (zayıf), Frig ve Hellenistik-Roma Çağları ile
Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait yerleşim birimleri ve bu
dönemlerin kültürlerini yansıtan kalıntılar saptanmıştır.
KIRIKKALE
İLİ VE ÇEVRESİNİN KALKOLİTİK ÇAĞI
Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey
araştırmalarda, Kırıkkale ili Delice ilçesi Yeniyapan köyünün doğusunda doğal
bir tepeden, Delice ilçesi Çongar köyünün 3.5 km doğrultusunda yer alan 8.5 m
yüksekliğindeki Kültepe’den Keskin ilçesi Cinali köyünün 2 km kuzeybatısında
yeralan 8 m yüksekliğindeki Sulucatepe’den ve Kırıkkale ili merkez ilçe
sınırları içinde kalan Kuzeren köyünün 3.5 km güneybatısında yer alan 8.5 m
yüksekliğindeki Kuzeren höyüğünden derlenen çanak çömlek parçaları Kalkolitik
döneme tarihlenmiştir.
Kalkolitik çağ genelde MÖ 5000-3000 yılları arasına
yerleştirilmektedir. Maden aletlerin yanında taş aletlerin kullanılmasından
ötürü bu devire tarihçiler Taş Maden Devri anlamına gelen Kalkolitik Çağ
adını vermişlerdir. Bu kültürün önde gelen iki özelliği bakır aletlerin
giderek taşın yerine geçmeye başlaması ile kökleri Neolitik Çağ’a uzayan boya
bezemeli çanak-çömleklerdir. Anadolu’yu Erken Kalkolitik Çağ’ın sonralarında
farklı bir etnik grup muhtemelen Trakya’dan gelen bir kavim istila etmiş,
birçok yerleşim yerini yakıp yıkmışlardır. Erken ve geç kalkolitik dönemler
arasında bir ara evre özelliğini gösteren Orta Kalkolitik çağı konusunda
fazla bir bilgi yoktur. Hatta böyle bir evrenin varlığı bile tartışma
konusudur. Uzun süreli bu karanlık ara dönemi izleyerek kabaca MÖ 4. bin yıla
tarihlenen Kalkolitik Çağın son
evresine gelinir. Bu dönemde Anadolu’ya Balkanlar üzerinden gelen
göçmen kafileleriyle ilişkili olarak nüfus ve yerleşme yerlerinin sayısında
da artış olmuştur. Orta Anadolu’da Çorum dolaylarındaki Büyük Güllecek ve
Alacahöyük, Yozgat yakınlarındaki Alişar ve Ankara yakınlarındaki Yazırhöyük
bu yeni dönemde Anadolu’ya yayılmaya başlayan Kuzey Ege ve Balkan etkili
merkezler arasındadır. Kırıkkale ve çevresindeki kalkolitik merkezler de bu
etki alanında değerlendirilmelidir. Bu dönemde gittikçe büyüyen köyler birara
surla çevrilerek tahkim ettirilmiş, madenin kullanımı ve beraberinde
getirdiği ekonomik sosyal canlılığa paralel olarak yeni mesleklerin ortaya
çıktığı ve dolayısıyla değişik etnik grupların bir arada yaşamaya başlaması,
günlük yaşamın bir çok alanına mutfak kültürün, dini yaşam, yarı mimarisi vs.
yenilikler getirmiştir.
KIRIKKALE
İLİ VE ÇEVRESİNİN ESKİ TUNÇ ÇAĞI
Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey
araştırmalarda, Kırıkkale ili Delice ilçesi Yeniyapan köyünün doğusunda,
doğal bir tepeden (Yeniyapan) aynı ilçenin Çongar köyünün 3.5 km doğusundaki
110m çapındaki ve 8.5 m yüksekliğindeki Kütlepe’den, Keskin ilçesi Efendi köyünün
2 km güneyinde, Kılıç Özü’ nün dere yatağı kenarında kurulmuş olan 91 m
çapında 10 m yüksekliğindeki Alibaz’ dan, aynı ilçenin Kavurğalı köyünün 2 km
güneydoğusundaki 210 m çapında,15 m yüksekliğindeki Kavurğalı’ dan, Keskin
ilçesi Armutlu köyünün 1.5 km güneydoğusundaki 200 m çapında 13 m
yüksekliğinde Armutlu’ dan, aynı ilçenin Cinali köyünün 2 km kuzeybatısındaki
100 m çapında, 7 m yüksekliğindeki Sulucatepe’ den, Keskin ilçesi Köprü
köyünün 500 m kuzeybatısında, Kızılırmak’ ın hemen kenarında yer alan 280 m
çapında 32 m yüksekliğindeki Büyükkaletepe’den aynı ilçeye bağlı Ceritkale
köyünün 2 km güneyinde, Ömer Kuru Dere yatağında yer alan 170 m çapında ve 6
m yüksekliğindeki Yaşar Çayır’ dan, yine Keskin ilçesine bağlı Karağıl
köyünün 1 km güneydoğusunda, Dinek dağının batı Kıyıhalil İnceli köyünün 2.5
km kuzeybatısında Kızılırmak’ ın yatağında yer alan 155 m çapında ve 8.5 m
yüksekliğinde Tepe (Kıyıhalil İnce) ‘den aynı ilçenin Bıyıkaydın’dan Çatal
Sögüt höyüğünde derlenen seramik
parçaları Eski Tunç Çağına tarihlenmiştir.
KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN ORTA TUNÇ ÇAĞI
a) Assur
Ticaret Kolonileri Evresi:
Kırıkkale ili Delice ilçesi, Çongar Köyü Kültepe höyüğünden, Keskin ilçesi
Efendi Köyünün Alibaz höyüğünden aynı ilçenin Kavurgulı köyü höyüğünden, Armutlu
höyüğünden, Balışeyh ilçesinin öz höyüğünden ve merkez ilçeye bağlı Çatal
Söğüt höyüğünden derlenen seramiklerin bir kısmı Assur Ticaret kolonileri
evresine tarihlendirilmiştir.
Orta Tunç Çağı MÖ 2000-1400 yılları arasına
tarihlenir ve Assur Ticaret Kolonileri ile Eski Hitit Dönemlerini kapsar.
Orta Tunç Çağı Anadolu’sunun en çarpıcı özelliği Mezopotamya ile başlayan çok
sıkı ve örgütlü bir ticaret ilişkisi bunun sonucunda da yazının öğrenilmiş
oluşudur.
Assurlu tüccarlar 200-250 merkepten oluşan kervanlarıyla Anadolu’nun
silah yapımında gereksinim duyduğu kalay madeni ile güneyin beğenisine göre
dokunmuş ince kumaşlar getirip karşılığında ise altın, gümüş ve değerli
taşlar götürüyorlardı. MÖ 1925 yıllarında bu yeni ticari düzenle ilişkisi
olarak Anadolu’da Assurca karum (liman) denen pek çok pazar yeri kurulmuştu.
Bunlardan en ünlüsü ise Kaneş karumuydu. Bugün Kayseri yakınlarındaki Kültepe
de yer alan Kaneş aynı zamanda güçlü bir Hitit Beyliğinin de merkeziydi. Orta
Anadolu’da daha sonraları Hitit Devleti’nin başkenti olacak Hattuş’a
(Boğazköy), Alişar, Aksaray yakınlarındaki Acemhöyük ve Konya yakınlarında
Karahöyük’te de Karumlar oluşturulmuştu. Assur’dan Orta Anadolu’ya uzanan yol
üzerinde ise Assurca Wabartum (Konuk-konak) denen küçük konaklama birimleri
oluşturulmuştu. Anadolu’daki Karum ve Wabartumların hukuki ve siyasi
konumları bilim adamları arasında tartışmalı bir konudur. Kimi bilim adamına
göre sömürgelerin idari merkezi, kimilerine göre de yerli beylere vergisini
ödeyen serbest ticaret bölgeleridir. Koloni Çağı’nın son evresinde Kültepe
(Kaneş) Pazar (Karum’u) yeri, Orta Anadolu’daki pek çok yerleşme yeriyle
birlikte MÖ 1725 yıllarında bir yangınla son buldu. Muhtemelen yerli beylerin
bir iç hesaplaşması sonucu bu olaylardan sonra Hitit Devleti belirmeye
başladı.
b) Eski
Hitit Devleti Evresi: Kırıkkale ili
ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarda, Kırıkkale ili, Sulakyurt ilçesi,
Kıyıhalilincili köyü höyüğünden ve Keskin ilçesi, Köprü köy Büyükkaletepe
höyüğünden derlenen seramik parçalarından bir kısmı Eski Hitit Çağına
tarihlenmiştir.
Assur Ticaret
Koloniler evresinde Anadolu’nun irili ufaklı bir sürü beylik tarafından
paylaşıldığını daha önce belirtmiştik. Bu beyliklerden adını bilemediklerimiz
içinde önemlileri şunlardır. Neşe (Kaneş), Hattuş, Mama, Puruşhanda, Kuşşara,
Zalpa. Ancak kökeni Kuşşara’ ya dayanan Pithana oğlu Anitte (MÖ 1750) lie
Orta Anadolu’ da merkezi bir devlete doğru ilk adım atılmıştı. Neşe, Zalpa ve
Hattuş’u eline geçiren Anitte kendisini (Gal Lugul) Büyük Kral unvanını
taşıyacak kadar güçlü hissediyordu. Anitte’dan 100 yıl kadar sonra, aynı
soydan gelen Kuşşara’lı Labarna’nın Hattuş’u başkent yapıp, kente Hattuşa,
kendisinede Hattuşalı anlamına gelen Hattuşili (MÖ 1650-1620) adını
vermesiyle Hitit Devleti resmen kurulur.
Yerli Anadolu oldukları kabul edilen Hattili Beylere
karşılık Hint-Avrupalı Hititlerin kökeni konusunda fazla bilgi yoktur.
Anadolu’ya bir göçle dışardan mı geldiler? Bu göç nereden ve hangi tarihte
oldu. Bu soruların yanıtları doyurucu belgeleriyle verilebilmiş değildir. I.
Hattuşili’nin Hattuşa’yı başkent
yapmasıyla birlikte Eski Hitit Devleti hızlı bir biçimde gelişmeye başladı.
İçte otoriteyi sağlayan I.Hattişuli, ilk hedef olarak Suriye yi
seçmişti.Kızılırmak ı Kırıkkale’nin
güneyinde ordusuyla birlikte geçen I.Hattuşili,Suriye’nin önemli şehirlerinden Alalah’ı ele geçireceği sefere çıkıyordu.Alalah’ı
ele geçirerek daha ileri harekatlar için büyük bir avantaj elde etti .Sefer
dönüşünde Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya yakınında ırmağın karşı kıyısına
geçti. Batı Anadolu’daki Arzava ülkesi zapt edildi. Bunu izleyen I.Murşili
döneminde Halep Hitit Devleti ‘nin sınırları içine sokuldu.Babil fethedildi.( MÖ 1594). Böylelikle Hitiler kısa bir sürede
yakın Doğu’nun etkin siyasal güçlerinden biri olarak adlarını duyurdular.
Eski Hitit Devleti’nin genişlemesi I.Murşili’nin,Babil seferi dönüşünde bir
entrika sonucu öldürülmesiyle son buldu.
İlimiz sınırları içinde kalan alanda bu çağa ait
yerleşim yerlerinin çok sınırlı merkez olması dikkat çekicidir. Ancak
herhalukarda bu dönemin bölgemizde de temsil edilmesi, ilimiz eski çağ tarihi
açısından önemli bir bulgudur ve aynı zamanda yukarıda anlatılan kültür
dokusu çerçevesinde değerlendirilmesidir. Dönemin Anadolu tarihi açısından
önemi dikkate alındığında, bölgemizde bir arkeolojik kazının yapılmasının
değeri daha kolay anlaşılmaktadır.
KIRIKKALE
İLİ VE ÇEVRESİNİN GENÇ TUNÇ ÇAĞI
Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey
araştırmalarda, Kırıkkale ili Delice ilçesi, Çongar köyü, Kültepe höyüğünden,
Delice ilçesi Harekli Köyü Beşiktepe mevkiinden ve merkeze bağlı Balışeyh
kasabasının 4.5 km kuzeydoğusundaki Öz höyüğünden derlenen seramik parçaları
arasında bazı örnekler Hitit İmparatorluk çağına tarihlenmiştir.
Hitit İmparatorluk çağı kültürü hemen her yönüyle temelleri
daha koloni çağında atılan Eski Hitit kültürünün devamı niteliğindedir. Hitit
imparatorluk çağının en görkemli anıtı bizzat başkentleri Hattuşa’nın
kendisidir. Hitit uygarlığının en önemli merkezlerinden ikincisi ise,
başkentin yakınlarındaki Alacahöyük’tür. Kabartmaları Önasya dünyasının ilk
anıtsal örnekleri olmaları bakımından büyük önem taşırlar. Zile
yakınlarındaki Maşathöyük, Yozgat yakınlarındaki Alişar, Çorum yakınlarındaki
Ortaköy, Malatya yakınlarındaki Aslantepe, Elazığ Altınova’da Korcutepe,
Güneyde Tarsus-Gözlükule ve Mersin-Yümüktepe önde gelen öteki Hitit
merkezleri arasındadır.
İlimiz sınırları içinde kalan merkezlerin aynı
kültür geleneğinin temsilcileri oldukları kesin olmakla birlikte, bu kültürün
içindeki konumu ve katkıları ise bir arkeolojik kazı sonucunda açıklık
kazanacaktır.
MÖ 1200-800 yılları arasındaki zaman diliminde
Anadolu’da herhangi bir kültür kalıntısına rastlanmadığında “Karanlık Dönem”
olarak adlandırılmaktadır. Hitit İmparatorluğunun yıkılışına neden olan kavim
veya kavimlerin bir süre 400 yıl gibi göçebe yaşadıkları ve sadece
hayvancılıkla uğraştıkları var sayılmaktadır. Dolayısıyla bu döneme ilişkin
herhangi bir kültür kalıntısının günümüze kadar gelmeyişi bu şekilde
yorumlanmaktadır.
İLİN VE ÇEVRESİNİN DEMİR ÇAĞI
Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey
araştırmalarda Kırıkkale ili Delice ilçesi, Çongar köyü, Kültepe höyüğünden,
Delice ilçesi Harekli Köyü Beşiktepe mevkiinden, Keskin ilçesi Kavurgalı
Höyüğünden, Armutlu köyü Armutlu höyüğünden, Köprü Köyü Büyüktepe höyüğünden,
Ceritkale Köyü Yaşçayır Höyüğünden, Karağıl Köyü Horpağan Tepeden, Kevenli
Köyü Acıözü, Çifteli Köyü Höyüktepeden ve Kaldırım Köyü Sarımusalı
höyüklerinden, Sulakyurt ilçesinin Bıyıkaydın Höyüğünden, Hasandede Kasabası
Çatal Söğüt Höyüğünden derlenen seramiklerin bir kısmı Demir çağına
tarihlenmiştir.
Bu çağın Demir çağı diye adlandırılmasının temel
nedeni, dönemin silah ve diğer aletlerinin çoğunun demirden üretilmiş
olmasıdır. Bunun yanı sıra MÖ 9. Yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’nun
yeniden MÖ 3 bin yılının sonlarında olduğu gibi bir çok irili ufaklı güç
arasında paylaşmış olması böyle bir adlandırmaya gidilmesinin diğer bir
nedenidir. Bu çağla birlikte bölgemizdeki iskanın yeniden yoğunlaşması dikkat
çekici bir durumdur. Anadolu’daki Hitit çekirdek sahasının hemen her merkezde
Hitit yerleşmesinin üzerine Frig yerleşmesin kurulmuş olması dönemin nüfus
yoğunluğunu yansıtması açısından da önemli bir durumdur. Japonlar, Kırıkkale
ili ve çevresindeki höyüklerden derledikleri seramiklerin bir bölümünü demir
devri seramiği olarak tanımlamışlardır ve Friglere bağlamışlardır.
Frigler MÖ 1200’lerin başlarında Truva savaşı
sırasında boğazlar üzerinden Anadolu’ya gelmiş ve ancak MÖ 8.yy’ın ikinci
yarısında merkezi Polatlı yakınlarındaki Gordion olan bir devlet
kurabilmişlerdir.
İlimiz sınırları içinde kalan Büyükkaletepe
höyüğünün konumu büyüklüğü ve yüzeyinden ele geçen geyik motifleriyle tipik
Frig seramiği dikkate alındığında bu merkezin Friglerin önemli bir yerleşim
birimi olduğu anlaşılmaktadır. Bu höyükte yapılacak bir arkeolojik kazının
ilimiz eskiçağ tarihinin aydınlatılmasına büyük katkılar sağlayacağı
şüphesizdir.
KIRIKKALE
İLİ VE ÇEVRESİNİN ROMA VE BİZANS DÖNEMİ
Kırıkkale ili Keskin ilçesi Cinali köyü
Sulucatep’den, Ortasöken köyü düz yerleşmesinden, Haydardede köyü Kılıç
mevkii düz iskanından, Çelebi ilçesi Kaldırım köyü, Sarı Musalı Höyüğünden ve
Karaağıl köyü Hopağan tepeden; Sulakyurt ilçesi Bıyıkaydın köyü höyüğünden,
İlimize bağlı Kazmaca köyü Öküztepe düz yerleşmesinden, Merkez ilçe Hacılar
Kasabası Asar höyüğünden, Merkez ilçesi Kızıldere köyü, Kuzeren höyüğünden ve
Hasandede Kasabası Çatal Sögüt höyüğünden derlenen seramik
parçalarından bir kısmı Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenmiştir.
Roma ve Bizans dönemlerine ait çanak-çömlek
parçaları, Kızılırmak yatağında yer alan düz yerleşim yerlerinde özellikle
Kırıkkale’den güneye doğru uzanan bölgede bulunan höyüklerde bol miktarda
derlenmiştir. Bu tür çanak-çömlek parçalarının çok sayıda ele geçtiği
höyüklerde ve düz yerleşim yerlerinda prehistorik malzemelere
rastlanılmamıştır. Bu Roma ve Bizans döneminde yeni yerleşim yerlerinin
kurulduğunu kanıtlamaktadır. Dikkati çeken ayrı bir özellikte höyüklerden
çoğunun doğal tepeler üzerine kurulmuş olmasıdır. Ayrıca genel kaideye uyularak, bu
höyüklerin büyük bir çoğunluğunun yanında da akar suyun veya su kaynağının
varlığıdır.
Anadolu’da Roma İmparatorluğunun egemenliği MÖ 129
yılında Pergamon Krallığının ilhakıyla başlamışlardır. Pergamon Devleti’nin
arazisi Anadolu’da ilk Roma eyaleti olan Provinicia Asia olrak yeniden
düzenlendi. Bu eyalete başkent olarak da Ephesos seçildi.
Kesin olarak belirlenmiş olmamakla birlikte
Kapadokya’nın bir Roma eyaleti olarak Roma’ya vergi vermeye başladığını tarih
genelde MÖ 63 yılı kabul edilmektedir. Kapadokya Eyaletinin sınırları Kuzeyde
Samsun (Amisos)’dan doğuya doğru Karadeniz (Pontus Euxens), doğuda Fırat ve
Büyük Ermenistan, Doğuda Toros dağları, batıda Galatia ve Pamhylia ile
çevrili olan bu eyaletin başkenti Kaisareia (Kayseri) idi. MÖ 395 yılında Roma
İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Kapadokya Eyaleti Doğu Roma
sınırları içerisinde kaldı.
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen ve
Sulakyurt ilçesinde bulunan tarihi paraların tetkikinden yörede M.Ö.
Romalıların yaşadığı tespit edilmiştir.
Türklerden
Sonra : Malazgirt
Zaferinin 1071'de kazanılmasından sonra Anadolu'nun kapıları Türklere
açılmış, buralar hızlı bir şekilde Türk-İslam diyarı haline getirilmiştir.
İşte o dönemlerde Kırıkkale ili dahilinde bulunan bazı yerlerinde ilk fethedilen
İslam beldelerinden olduğu görülmektedir.
Bu konuda
Prof. Dr. Beşir ATALAY’ “Kırıkkale ve çevresinin özel bir konumu vardır; yani
Orta Anadolu’nun ortasındadır. Çok korunmuş, dışa geç açılmış ve yine de az
açılmış bir bölgedir. 1071 yılında Malazgirt Muharebesi ile Müslüman
Türklerin Anadolu’ya açılışından itibaren yerleşilen, badireli günlerde dahi
hiç işgal görmemiş bir özelliğe sahiptir. Etnik dağınıklığı az olan fazla
karışmamış bir bölgedir. Dini homojenlik ise çok belirgindir. Türkiye’nin en
az kültür değişmesi geçiren bölgesidir. Denilebilir ki kültür safiyeti önemli
oranda korunmaktadır. “ demektedir.
(1995 Dünya “Hoşgörü-Manas-Abay Yılı” VII. Uluslar arası Edebiyatı Semineri ve I. Uluslar arası Türk
Dünyası Kültür Kurultayı Bildirileri , S-159-161)
Prof. Dr. Sadık TURAL da “Ankara,
Kırşehir, Konya, Çorum, Çankırı, Yozgat ve bugünkü Kırıkkale ilimizin
sınırları içinde olan arazi Türklerin çok benimseyip yurt edindiği, yaylak ve
kışlak yerleri olmak üzere seçtiği coğrafya alanlarıdır. “ (Ahmet Yesevî’den
Hasandede’ye Gönül Erleri YY-1997, S- 215)
11. yüzyıldan sonra Kırıkkale yöresine
Oğuz-Türkmen boyları yerleştirilerek iskana açılmıştır. Bu konuda Prof. Dr.
İsmail ÖZÇELİK “Kırıkkalelinin Karakeçili ilçesinde yaşayan Karakeçililer,
Anadolu’nun diğer yerlerinde yaşayan Karakeçililerle akrabadırlar.
Karakeçililer Osmanlı kayıtlarında Ulu Yörük şeklinde anılan ve diğer bazı
boylarıda ihtiva eden birliğin koludur. “ demektedir. (Tarihten Günümüze
Karakeçililer, YY-2003, S-95)
Kırıkkale yöresi ile ilgili Prof.Dr.
Faruk SÜMER (Oğuzlar ), Prof. Dr. Cengiz ORHONLU (Osmanlı İmparatorluğunda
Aşiretlerin İskanı), Prof. Dr. Fuat KÖPRÜLÜ (Türk Edebiyatında İlk
Mutasavvıflar), Prof. Dr. Hikmet TANYU (Ankara ve Çevresindeki Adak Yerleri)
vs. eserler mevcuttur.
Türk ve İslam aleminin büyük
mutasavvıfı ve evliyası Hoca Ahmet Yesevi'nin oğlu Haydar Sultan'da
Anadolu'daki bu mücadelede de yer almıştır.
Bu mücadelenin, Kırıkale'nin en
yüksek dağlarından biri olan Behrek Dağı eteklerinde ve civarında Konur Kasabası,
Haydar Sultan ve Halil Dede köylerinin bulunduğu mahallerde yapılmış olması
kuvvetle muhtemeldir. Hatta Haydar Sultan'ın yaptığı savaşta, kafirlere esir
düşerek, bugün aynı isimle anılan bu köydeki kuyuya hapsedildiği ve kabrinin
de burada bulunduğu ve bu zatın Hoca Ahmet Yesevi'nin oğlu olduğu kaynaklarda
geçmektedir.
Diğer taraftan, Balışeyh
ilçesinin de o dönemlerde, yani Anadolu'da ilk kurulan Türk yerleşim
alanlarından olduğu bilinmektedir. Buradaki taştan yapılmış eski cami ve
türbe Selçuklular tarafından 1121 yılında inşa edilmiştir.
Aslında Kırıkkale bölgesi
tarihini Ankara tarihiyle birlikte düşünmek, incelemek ve araştırmak uygun
olur. Çünkü çok yakın olması nedeniyle buralar, eskiden beri Ankara'ya bağlı
bir yöre olarak kalmıştır. Ankara'nın Türklerin eline ilk olarak 1073 yılında
geçtiği dikkate alınırsa, Kırıkkale bölgesinin de- genel olarak- aynı
yıllarda Türkleşmeye ve İslamlaşmaya başladığı kabul edilebilir. Bazı Haçlı
seferleri sırasında buralar tekrar Bizanslıların eline geçmiş olmasına rağmen
XII. Yüzyıldan itibaren Selçukluların hakimiyetine kesin olarak geçmiştir.
Daha sonraki asırlarda Orta Asya'dan, Anadolu'ya göç eden Oğuz Türk
boylarından pek çok aşiret ve cemaat Kırıkkale bölgesinde iskan edilerek,
buralar bütünüyle Türk ve İslam diyarı haline getirilmiştir.
Cumhuriyet
Döneminde Kırıkkale :
Bilindiği
gibi Kırıkkale temelleri 1925'lerde atılan bir Cumhuriyet şehrimizdir. 70
Yıllık gelişmesi, büyümesi ve bugüne taşınması MKEK ile olmuştur.
Kırıkkale'nin kurulduğu arazi Kırıkköyü arazileriydi. Kırıkköyü 1925'ten önce 12 hanelik küçük bir köy idi. Kaletepe
ise 3-4 km.ötede, aslında bilinen anlamda bir kale olmayıp boz toprakların
oluşturduğu bakımsız ve ağaçsız bir tepeydi. 1960 yılından itibaren
ağaçlandırma çalışmaları başlatılmıştır.
Kırıkkale şehrini ortaya çıkaran esas sebebin;
1921 yılında buralarda İmalatı Harbiye Fabrikası'nın kurulmasına
karar verilmesi ve 1925 yılında top ve mühimmat fabrikalarının temellerinin
atılmış olmasıdır. O tarihlerde Kırıkköyü'nün muhtarı olan Hüseyin Kahya ile
Yahşihan köyü öğretmeni Hüseyin Avni Bey'in bu olaylarda yardımcı oldukları
bilinmektedir.
Şehrin
kurulması ve gelişmesi ile ilgili Prof. Dr. Beşir ATALAY “Kırıkkale’nin
tarihini 1925’li yıllarda başlatmak mümkündür. Şehrin çekirdeğini oluşturan
fabrikaların temeli 1925 de açılmıştır. Kurtuluş Savaşından sonra yeni
devletin yeni yönetimi Orta Anadolu’da savunma sanayi
kuruluşu için bir yer aramıştır. Başkent olarak da Ankara seçildiği için
Başkente de yakın bir yer aranmıştır. Belki Orta Anadolu bu tür bir sanayi
için güvenli bir bölge olarak görülmüştür. İşte Kırıkkale’nin bulunduğu boş
tarlalar heyetin dikkatini çekmiştir. Arazi sahiplerinin özellikle Kırık
köylü Hüseyin Kahya’nın heyete yakın ilgisi bu bölgenin seçilmesine etkili olduğu söylenir. “(1995 Dünya “Hoşgörü-Manas-Abay Yılı” VII.
Uluslar arası Edebiyatı Semineri ve I.
Uluslar arası Türk Dünyası Kültür Kurultayı Bildirileri , S-159-161)
1925 yılında Top ve Mühimmat Fabrikası'nın temellerinin atılması,
Kırıkkale'nin şehirleşmesinin çekirdeğini oluşturur. Aynı kuruma bağlı
fabrika sayısı arttıkça personel ve işçi sayısı da artar. Görülmemiş biçimde
nüfus artışı görülür. Yeni gelen işçilerin konutları ve halka halka
mahalleler çevreye yayılır. Demiryolu, fabrikalarla yerleşim bölgesi arasında
sınır oluşturulur.
İlk aşamada, fabrikaların teknik ve idari personeli için yapılan
sosyal tesisler ve az sayıda lojman da hemen tren istasyonu civarında
yapılır. Fazla konut yoktur. Çünkü çalışanlar, yani işçiler askerdir ve
kışlada kalırlar. Sonraları sivil işçilerin işe alınmasıyla konut bölgeleri
genişlemiş burası kentin merkezi olmuş, İstasyon Mahallesi adını almıştır.
Sanayi kesimine ait sosyal tesis ve işletmelerde aynı yerde genişleyerek
Fabrikalar Mahallesi adını almıştır.
1931-1941 yılları dönemi Kırıkkale'nin gelişmesinde ikinci
aşamayı oluşturur. Hizmete açılan fabrika sayısı hızla çoğalmış, buna bağlı
olarak da işçi ihtiyacı artmıştır. Kırıkköyünden ve çevre köylerden akın akın
işçiler gelmiştir. Bu dönem şehre rastgele bir yerleşmenin de başladığı
dönemdir. Bu dönemde 6 mahalle daha oluşmuştur. Ovacık, Yenidoğan, Hüseyin
Kahya, Tepebaşı, Gürler ve Kurtuluş Mahalleleri, Devlet daireleri ve
okulların bir bölümünün kurulma ve açılması bu dönemdedir
1929'da Belediyelik, 1944 yılında da ilçe olan Kırıkkale, küçük
bir kasaba görünümünü alır. Kentin bir sanayi şehri olarak öneminin artması
ve artan nüfusun baskısıyla, Çallıöz, Güzeltepe ve Sanayi Mahalleri
kurulmuştur.
1945 ve 1950'lerdeki nüfus artışı ve hızlı göç olayı ile sadece
yakın çevredeki köylerden değil; Orta, Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgesi
illerinden hızlı bir nüfus akışı olmuş ve Kırıkkale büyümüş ve gelişmiştir.
1955'lerde konut alanları Samsun Karayolu üzerine, kuzeye doğru taşmış ve
doğya da genişlemiştir. Karyaka ve Kızılırmak mahalleleri de bu dönemde
oluşmuştur.
Şehrin gelişmesi ile ilgili Prof. Dr. Sadık TURAL ise “Bize göre
şahrin asıl önemli ve incelemeye değer yanı milli bütünleşmenin örneği
olmasıdır. Öncelikle çevre illerden (Kırşehir, Çankırı, Çorum, Yozgat) daha
sonra da hemen hemen Türkiye’nin her ilinden bir aile mutlaka Kırıkkale’de
yaşamıştır. Gerek bürokratik , gerekse bedeni hizmet alanlarında 1934-1964
döneminde Kırıkkale’ye uğramamış pek az insan vardır. Sonra fabrikanın nüfusu
yerinde saydı. İlk emekliler geldi önce, 1968 ve 1969; sonra 1970-1980
döneminde Makine Kimya Fabrikalarında çalışan idealist ustalar emekli
oldular. Emekli olanlardan bir kısmı geldikleri kasaba veya köylere, bir
kısmı başka şehirlere göçtü. Göç veren
bir şehir oluverdi Kırıkkale... Emekliler için Mahmutlar veya Balışeyh yahut
Yahşihan veya uygun bir köy- kasaba (uydu kent) haline getirmek için hiç
kimsenin aklından geçmedi.” diyor.
1960'lı yıllarda Kırıkköyü ve Yuva köyünü mahalleleri içine
katan Kırıkkale, 1970'li yıllardan itibaren hızlı nüfus artışıyla birlikte
mahallerini de artırmıştır. 1925'lerde 12 hanelik bir köyden 2001'de 25
mahalleli ve 205.208 nüfuslu bir yerleşim alanı ortaya çıkmıştır.
İL OLUŞU
Kırıkkale 21 Haziran 1989 tarih ve 3578
Sayılı yasa gereğince merhum Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL (Başbakan iken)
tarafından yapılan törenle İl olmuştur. İlk Valisi Fikret GÜVEN 17 Ağustos 1989
tarihinde yapılan törenle İl Valiliği görevine başlamıştır.
|